Archive for Kasım, 2010


En Nazik Messelem..

En nazik messelem Sen Ol Allah’im…

Sadece Seni Hakkıyla sevmenin Derdiyle Doldur beni..



Reklamlar

Lev Kapısı…

Lev, “şayet, eğer” demektir.

İnsanları zor duruma düşüren, geçmişin pişmanlıkları ve geleceğin evhamlarıdır.

Geçmişin pişmanlıkları, “Şu işi neden yapmadım, keşke yapsaydım, şu fırsatı neden kaçırdım, şunu neden ihmal ettim, şu sözü neden söyledim, keşke söylemeseydim…”

Bu ‘keşke’ler uzar gider…

Ondan sonra geleceğin evhamları başlar, “Ya sakatlanırsam, ya işten atılırsam, ya evim yıkılırsa, ya zorlu bir hastalığa yakalanırsam…” Bu ihtimaller de uzar gider…

Geçmişin pişmanlıkları, geleceğin evhamları insanı kötü duruma düşürür. Bu durumdan kurtulmak için avam, eğlencelere dalar. Düşünmek istemeyenlerin akılları başlarına bela olur.

Hadis-i şerifte buyrulmuş ki: “Allah’a dayanıp işe giriş ve acze düşme! İş neticelenince, “Keşke şöyle yapsaydım” deme, “Allahu Teâlâ böyle takdir etmiş” de, keşke demek, şeytanın işine yol açar.” (Müslim) İleri geri konuşmaktansa İslamiyet’i yaşamak en iyisidir.

Şair diyor ki;

“Çeşm-i insaf gibi akile mizan olamaz,

Kişi noksanını bilmek gibi irfan olamaz.”

Eğer bir insanın dünyası başına cehennem olmuşsa şöyle demelidir: Ben İslam’ın hangi emrini yapmadım ki, böyle kötü duruma düştüm? Çünkü kaderde zorlama yoktur.

Namık Kemal diyor ki;

“Felekten intikam almak demektir ehli idrake edip tezyid-i gayret müstefid olmak nedametten.”

Yani şu felekten intikam almak isteyen, gayretini artırsın.

Kendi hayatımdan bir misal vereyim: İyi derecede Arapça öğrenemediğime üzülüyorum amma o hedefimden bütünüyle kopmadım, kitaplar alıyorum, okuyorum, çalışmalarıma devam ediyorum…

Uhud muharebesinde Peygamberimiz (sas), “Küçük bir savaştan büyük bir savaşa dönüyoruz.” buyurmuş. Halbuki Uhud Savaşı çok çetin oldu, çok şehit verildi. Sahabe soruyor, “Ya Resulallah, bu savaştan daha büyük savaş nedir?” Buyuruyor ki; “İnsanın nefsiyle yaptığı savaştır.”

Olabilir, insan günah işleyebilir. Çünkü sevap işlemek de, günah işlemek de bizim yapımızda vardır. Günah işledik, hata ettik diye acayip hallere girmeye gerek yok. Her şeyin bir usulü var. Tövbe eder. O günah inşallah silinir gider. Her şeyin azı da zarardır. Fazlası da zarardır.

Mesela bir şahıs büyük bir telaşla bana geldi. Istırabı yüzünden belliydi. Dedi ki; “Ağabey Allah benden rahmetini kesti!” Böyle şey olmaz, dedim. Allah’ın rahmeti her yere yağan yağmur gibidir. O rahmetten sen de nasibini alabilirsin. Dedi ki; “Namaz kılmaktan zevk almıyorum. Hatta kılmak istemiyorum!” Olabilir, dedim. Benim de canım bazen namaz kılmak istemeyebilir amma namaz kılmaya devam ediyorum. Fakat bunda bir sır var. Haramların yaygın olduğu bu devirde Allah, bazı kullarına şevk ve heyecan verir. Bu hal bir süre devam eder, sonra o şevk ve heyecan birdenbire kesilebilir. Anlarız ki Allah bize o şevki verdi. Şimdi şevk ve heyecandan mahrum olarak ibadetlerine devam et, diyor. En sevaplı namaz da odur. Namaz kılmak istemediğin halde kılarsan ücretin tam verilecek. Gerçek budur. Demek ki aşırı pişmanlıklar, aşırı zevkler insanı anormalleştirir. Söylenen hadis-i şerif de insanı aşırılıktan korumak içindir.

Bediüzzaman buyuruyor ki:

 “Mazi geçmiş gitmiş, geri döndüremezsin, onunla meşgul olma; istikbal gelmemiş, onunla da meşgul olma. Bulunduğun hayatı, dakika dakika, günbegün İslam’a uydur.

Hekimoğlu İsmail

Askım SEn Ol ALLAH’ım..

Sen’sin her zaman yanımda olan, dar zamanlarımda yüreğimin yankılarını duyan… 

Sen’sin karanlıklar ortasında dolunay gibi yüreğime doğan..
Sen benden Cansın, Sen hayatıma anlamsın.
Geceleri buram buram tüten hıçkırıklarımdan, bütün arayışlarımda dalgalı bir denizin ortasında çırpınan ruhumda Sen’sin gökkubbemin rengarenk gökkuşağı…
özüm Sen’sin, tebessüm ettiğimde Sen benim gülümsememsin…
Sen benim yüreğimsin, beni hakiki sevensin.
Ellerimin, gözlerimin yüreğimin mimarı…
Her bir zerremin nakışlarında sanatından bir emareyim…
Gözlerime nurundan ışıklar vermeseydin şu kainat tablosunu göremezdi gözlerim
Sevgiyi kalbime ilham etmeseydin Sen’i sevmenin güzelliğini bu sonsuz acizliğimle bilmeyecekti yüreğim
Gözlerime ağlamak nimetini vermeseydin dostluğundan bir haber kalacaktım.
Ey cömertlerin en cömerdi…
Rezzak isminle donattın afakımı. 

Settar isminle örttün ayıplarımı, Tevvab isminle her defasında kabul ettin tövbelerimi
“Yine gel” dedin, tekrar Sana geldim.
Vedud olan Sen’sin, seven Sen’sin. 

Sen’den başka kimim var ki kapısına gideyim? 

Aşkınla kuşat aşkından mahrum kalmış yüreğimi
Baharım Sen ol Sevgili, hazanda bırakma…
Ey ellerimden tutanım. 

Sana kavuşmak için çıktığım bu sevdalı yolculukta sarp yokuşları çıkarma karşıma. 

Ey fukara yüreğimin Rahmeti sonsuz Sevgilisi! 

Beni Sana sürünerek değil koşarak getir.
Uzattım ellerimi, bırakma beni. 

Dayanağım sahibim Sen ol!
Ayım güneşim, gözyaşım tebessümüm Sen ol!
Aşkım Sen ol, aşkım Sen ol! Allah’ım..