Category: Dualar


Dualarımın Başına ve Sonuna Eklediğimdir..

önsöz
Yüreğine bir sevda üfürdüm
Nefesim kuvvetli değil, beni tükenmemişlerden bil
Aklıma gelişin bir esinti
Serüvenimin ilk kelimesi
Izdırabıma sebep olmaktan çıkardım seni
Senden sonra gelen kelimeleri anlamiyorsam mutlu saymalısın kendini

—-
——-
Nefesim tükendi burkuldum
Yüreğinde tükettiklerimi bağışla bana
Sevda bekleyenler var anla beni.
Oysa……
Adını koymadığım sevdamın faili yok
Ben günah çıkarmak için günahkar olmadım
Sevdalıysam , failim yoksa , adımı mecnun koyana bir borcum olmalı
Kanadımın kırılması için kanadım olmalı
Olmalıları da koy içine
Hesaptan düş
sonsöz
Ya rahman ya rahim
Unutulmak için iyi olmamın sebebi ben miyim
Yakarışlarımın ardında seni göremiyorum
Gerçeklerime yenildim , bunu sayende farkettim, özür mü dilenmeliyim
Kudretimi nerede bıraktım ya ilahi
Gözlerimdeki hasretin çaresi olur musun bana
Ben neredeyim. Olmamam gereken yer neresi
Kıblemı saşırmış olmalıyım
Huzuruna kalkan eller kurumasın
İçimdeki kapanşlar fatihanda hayat bulsun
Kime ne söylediysem doğru değil
Elini koy içinden geçirdiğin yerime
Hissetmelisin acısını
Beni kim azarladı
Basılan yaramda parmak izleri münekker..

Gün ışıyor, ama içimde ışıyan en ufak bir zerre yokken alıp başımı gitmek geliyor bu dünyadan… O sırada, en yüce kelâmın şu âyeti karşıma çıkıyor:

“Biz senin göğsünü açıp genişletmedik mi? Belini büken yükü hafifletmedik mi?” (el-İnşirah, 1-3)

“Elbette zorlukla beraber bir kolaylık vardır. Muhakkak ki, zorlukla beraber bir kolaylık vardır.” (el-İnşirah, 5-6)

Sevdiklerimden yediğim tokat, işittiğim acı sözler peşi sıra geliyor… Sonra, tebessüm eden bir çift mübarek göz geçiyor hayalimden… Kötülükleri iyilikle savmayı öğretiyor, En Yüce İnsan… Mesajını bu tebessümle bırakıyor. İnsanlığıma dair bir mesaj geliyor ötelerden…

“Rahman’ın has kulları onlardır ki, yeryüzünde tevâzu ile yürürler ve câhiller onlara laf attığında (incitmeksizin) “Selam!” derler, geçerler.” (Furkan, 63)

Kocaman tebessümler doğuyor, diğer yüzlerde ve benim içimde… İşte İslâm, kocaman bir tebessüm koyabilmektir yüzlere.

Sıkıntı yaşıyorum; otobüs çok gecikti, trafik çok sıkışık… Bu tıkanıklığı açmaya gücüm yetmiyor… Bunalıyorum… Dur, dur da bir bak! Bunlar senin elinde mi? Güç yetirebiliyor musun? Bütün işler kimin elinde?!

“el-Mütevekkil”…

Her başladığım işin neticesini, Sen’den bilirim Rabbim. Gayretime karşılık veren Sen’sin. Ellerim boş gibi görünse de, nice şerleri def edersin. İsteklerim gerçekleşmemiş olsa da Sen, umut çiçeklerini koyarsın avuçlarıma, sabrımızı denersin… Yılmayan kararlılığı çok seversin… Boş çevirmezsin Allah’ım. Sen el-Mütevekkil’sin! Her şeyi boş vermek mi bu yönelişim… Aslâ! Yapmam gereken, yaşananlar karşısında en güzel cevabı verebilmek… Cevap anahtarım, kalbime indirilen âyetler…

Etrafımda yaşanan olaylar ve insanlar… Çalışıyorum olmuyor. Anlıyorum ki, bunaldığım nokta; kontrol edemeyeceğim şeyleri, kontrol altına almaya çalışmamda imiş.

Ne yersiz üzüntü! Neyi kontrol edebilirsen ona bak…

Yine insanların en güzeli, başkalarını değil, kendini görmeye dair söylenebilecek en güzel sözleri söylüyor:“En hayırlı olanların, başkasının kusurunu değil de kendi kusurlarını görenler olduğunu” söylüyor.

Âlemlerin Efendisi mübarek gözlerinden süzülen tebessümle bakıyor, insanlığımıza… İnsanlığımız şenleniyor. Pedagojinin, psikolojinin gelip dayandığı nokta:
“Nefsini Muhâsebe: (İç görü)”… Aynadaki yüzüm beliriyor; içimin aynasında beliren yüzüm. Meğer ne çıbanlar, ne dikenler varmış… Eyvah! Parmaklarımı ısırıyorum. Başkalarının dikeni batarken, şimdi kendi dikenim batıyor… Umursuz olma! Kendi kusurunu görmekten korkma!.. Başkalarının aynasında kendi kusurlarını seyret. Şimdiye kadar başkalarının kusurlarını kendime dert edinmişim. Çok işim var kendimle…

Okuduğum paragrafta şunlar yazılı:

“Stressiz bir hayat tehlikeli!”

“Sıkıntısız geçen hayat, motivasyonu yok ediyor. Vurdum-duymazlığa sebep oluyor. Zorluklar, insanı daha iyi olmaya zorluyor; sorumluluk duygusunun artmasını sağlıyor.”

Ve şöyle bir ibare:

“Bakış açınızı değiştirin! Olumlu düşünün!”

“Optimist ol!” Yani iyimser ol!Ötelerden açılan sayfalarda şunlar yazılı:

“…Sizin için daha hayırlı olduğu hâlde, bir şeyi sevmemeniz mümkündür. Sizin için daha kötü olduğu hâlde bir şeyi sevmemeniz mümkündür. Allah bilir, siz bilmezsiniz.” (el-Bakara, 216)

Evet! Şimdiye kadar, her şeyi, bu iki kapılı dar koridor içinde mi düşündüm acaba? Bu bakış açısı kimseyi mutlu etmez, edemez. Her şeyi doğumla ölüm arasındaki dar koridorda mı düşündüm acaba? Meğer etrafımdaki hadiselere dair düşüncelerim, çember çember içine almış beni… Şimdi daralan hâleler açılıyor, açılıyor.

Demek, kötü duygular bırakan her hayat tecrübesi, gelişimime katkıda bulunan bir güzellik unsuru… Ateşe elimi yaklaştırıyorum. Sıcaklığı, yakıcılığını haber veriyor. Yanmaktan koruyan bir kalkan gibi… Bazı acı hayat tecrübeleri de daha kötü olmaktan koruyor. Şeker gibi Amasya elmasına bakıyorum. Ham hâlindeki acılığını, düşünüyorum… Acı çekirdeklerin etrafında hâlelenen şekerpare kayısı ve şeftali gibi… Demek, tatlılığın şartı, acılık… İşte acıları tatlandıran bir âyet daha açılıyor önümde, en mübarek kelâmdan:

Andolsun ki, sizi biraz korku ve açlık, mallardan, canlardan ve ürünlerden biraz azaltma (fakirlik) ile deneriz. Sabredenleri müjdele!” (el-Bakara, 155)

Acı ve sıkıntıya dair bütün kelimelerin içi boşken, bir anda, içi büyük anlamla doluyor. Üç boyutlu dünyamızda 5. 6. 10. … boyutlardan nice güzellikler sıralanıyor kalbimize… Bu acıların üzerinden, cennete uzanan köprüler kuruluyor kalbimize… Bastığımız yerlerde, ayaklarımız kanasa da, etimiz tırnağımızdan ayrılsa da, başımızı karşı kıyıya çevirdiğimizde her şey unutuluyor. Bu acılar olmadan köprüler kurulmuyor… O âyeti tekrar tekrar okuyorum:

“Her zorluktan sonra bir kolaylık vardır, muhakkak ki, her zorluktan sonra bir kolaylık vardır.”

Yumuşacık bir şefkat eli dolaşıyor, terk edilmiş, yalnızlığı en soğuğundan yaşayan yüreklerin üzerinde…

“Muhakkak ki her zorluktan sonra bir kolaylık vardır.”

Önemli olan da, bakışımızı karşı kıyıya çevirebilmek! Yine Âlemlerin Efendisi, gülüyor insanlığımıza, hastalıklı bir köpeğe yanındakiler başlarını çevirdikleri zaman:

“Dişleri de ne güzelmiş!” diyen tebessümüyle. İslâm’ın en büyük muallimi, her şeyi güzel gören gözleriyle, ışık veriyor insanlığımıza…

İçimde bir burukluk hissettiğim, sıkıldığım zaman, «el-Mü’min» diyorum. Allah’ın en güzel isimlerinden, “el-Mü’min”… Güven veren huzur veren…

“…Mü’minlerin kalplerine güven indiren O’dur…” (el-Fetih, 4)

Dünyanın tüm servetini döksem, yine de bu huzuru satın alamam. Bu duyguyu hiçbir şeyle değişmem.

İşte inanmak, bir pirinç tanesinin içinde saadeti yakalamaktır. Pirincin Rabbi, her şeyden haberdar… Huzuru verecek olan tonlarca pirinç ya da çuvallarca para değil ki, huzur aramakla bulunsun ya da satın alınsın.

Yüreklere hükmeden, huzurun kaynağı da O; el-Mü’min… Eman veren…

Eman ver, kalplerin Rabbi!

Bunalan gönüllere eman ver… Eminliğine muhtacız. Huzur ikliminin ince rahmet yağmurları düşüyor kalp toprağına… Eminlik duygusu sarıveriyor ruhumu. Milyonlarca mutlu balon uçuşuyor gökyüzünde… Acılığı yüzüme giydiren, şimdi tatlı bir ifade koyuyor… İçimin göklerinde milyonlarca mutlu balon uçuşuyor

Ayşegül Zobi

duam…

Ya Rabbi,
Çaresiz olduğum için değil, derdimin çaresinin ancak SEN olduğunu bildiğim için geldim kapına.
Tüm kapılar üzerime kapandı diye değil, bütün kapıları açacak anahtarın ancak Sen olduğunu bildiğim için, dualarımı da harmanlayıp gözyaşlarımla, Sana doğru çıktığım o yolda bir tek gönlümü aldım yanıma ve onunla dayandım kapına…

Ya Rabbi SEN’den bir şey isteyemem ki her şey bu kadar SEN iken. Cennetin bile istemez gönlüm SENle cenneti yaşar iken. Korkmam cehennem ateşinden de o da aşkınla sönerken…..
Aşkınla söndü Allah’ım… Ben Aşkınla söndüm. Aşkınla söndürdüm nefsimi, kinimi, beni yakan, yakacak olan her ne varsa her şeyi. Aşkınla kül ettim ve artık beni cehennem bile Aşkın gibi yakamayacak.

Bilmeyi bilmeden, kendimi bilmeden daha, Kendini bildiren SENsin bana. Ruhuma üfledin ruhundan, aşkını üfledin bana. Şekil verdin şekle sığmayan o sonsuz güzelliğinle ve kalbimi verdin bana. Evet KALBİMİ….Yeter dedin…Bu kuluma yalnız bu kalbi yeter.Onunla yürüyecek, onunla koşacak,onunla konuşacak ve hatta onunla görecek ve bu kalp öyle bir kalptir ki O kalpte yalnız ben olacağım, benden başka hiçbir şeye orda yer kalmayacak. …

Varlığında yok olduğum, varlığında kaybolduğum, varlığında kendimi bulduğumsun,
Bir değil, bin ömrüm dahi olsa, bir gözümün şükrünü bile veremeyecekse eğer, yaptıklarım ve yapacaklarım, Söyle bana Ya Rabbi,

Ya ben bu GÖNLÜN şükrünü SANA nasıl vereyim????
Baktığım her yerde, duyduğum her seste, sevdiğim her Gönülde her yerde sen varsın.
Aynadaki aksimde bile SENi görür oldum Yarabbi..
Kayboldum sandığım yerde de o yolun sonunda yine Sen varsın…

Her adımda sanki dünyanın bütün yükünü yüklenmiş gibi ağırlaşan ayaklarımı Bir ismin yetiyor yerinden kaldırmaya. Al şu yükümü Yarabbi, Al benden, Al değneklerimi, Zaten ben Sana dayanmadan yürüyemem ki. Dayanağım sensin. Gönlüme ayak uyduramasa da ayaklarım olsun, Sana koşsun dünyada hep, ahirette ise ilk SANA koşsun.
Dualarım doldurdu avuçlarımı, yetmiyor, yetemez sana hiçbir dua. Ettiğim tek duam Sensin ve bana bunu verecek olan da yalnız Sensin. Gönlüme sığmıyor aşkın, gönlümü sığdırdım aşkına. Gözlerimden çağlıyor, yetmiyor yetemez dökülen gözyaşı Sana…

Ümitlerimin, Hayal ettiklerimin, Hayal etmediklerimin ve edemeyeceklerimin sahibi.Bana düşünemeyeceğim kadar güzellikleri veren de Sensin
Ey Güzellikler sahibi, Ey güzelin ta Kendisi
Hamd-ü senalar olsun Sana
Verdiklerine, vermediklerine, beklettiklerine, vereceklerine yarattığın sayılar adedince teşekkürler, Ey ne kadar teşekkür etsem de yetmeyeceğini bildiğim ve bunu hiçbir zaman yetiremeyeceğim Allah’ım

TEŞEKKÜR EDERİM SANA,TEŞEKKÜRLER ALLAH’IM….