Category: Soru-cevap


=*=İnterNetteki Ask=**=

Sizlerden gelen maillere bakılırsa “İnternetten kurulan aşk ilişkileri” gündemde… ve bir çok kişinin kafası karışmış durumda sevgili okurlar. Dilerseniz bu konuda bazı açıklamalar yapayım.

İnternetin hayatımıza girmeye başlamasıyla birlikte, internet üzerinden “tanışmalar”, “görüşmeler, “flört etmeler” hatta “aşık olmalar” yoğun biçimde artış gösterdi. Pek çok kişi bu konuda sorular sormaya başladı. Sorular ortak bir çizgiden çıkıyormuş gibi görünse de, farklı zeminlerde cevaplanması gereken ayrıcalıklar içeriyor. İnternet üzerinden yaşanan aşkların aşağıdaki soru formuna cevap vermek istiyorum bugün:

“Mehtap Hanım… ben …yaşında bir beyim. İnternet üzerinden bir hanım ile tanıştım. Bu bayanı öyle sohbet odalarında veya orda burada tanımadım. Her ikimizde belirli yaşlara gelmiş, belirli konumlarda olan ve aklı başında insanlarız. Sıradan bir tanışma olmadı bizimki. Arkadaşlarımız aracılığıyla tanıştık ve karşılıklı görüşme imkanımız olmadığı için internet üzerinden arkadaşlığımızı ilerlettik

.

Her şey yolundaydı internetle görüşürken. Aramızda evlilik konuşmaları bile yaptık. Lakin kısa bir süre önce karşılıklı geldik. Olanlar o zaman oldu. Konuştuğum bayan benden soğumaya başladı. İnternet üzerinde her şeyin yolunda olduğunu; ama karşı karşıya gelince bana bir türlü alışamadığını söylüyor. Şimdi ben ne yapacağım. Bu bayana aşık oldum ve onunla evlenmek istiyorum. Lütfen yol gösterin. Bu durum saçma değil mi? Evlenmeye karar vermiştik. Neden şimdi soğudu? Ne yapabilirim?”

“Bu durum saçma değil mi?”

Düşünüyorum…! Bu durum saçma değil mi?

…bence değil… bence bu durum saçma değil… tam tersine neredeyse tam da olmasından hiç şüphe duymadığımız olağan bir süreç…!

Neden mi? Çok net bir anlatımla şöyle:

İnsanlar internet üzerinden iletişim kurduklarında, internet üzerinden ilişki geliştirdiklerinde, internet üzerinden birileriyle ilgilendiklerinde, internet üzerinden birilerine karşı hayranlık geliştirdiklerinde, internet üzerinden aşklar yaşadıklarında…vb. durumlarda bu tür zorluklarla karşılaşmak kaçınılmazdır.

Çünkü… çünkü insanlar arası iletişimin, insanlar arası ilişkinin temelini “gözler” sağlar. İletişimdeki en önemli organımız gözlerimizdir. Gözler, iletişim ağımızın neredeyse %80’ini karşılar sevgili okurlar. Göz teması, gözün gördükleri, gözlerden beynimize akış sağlayın iletişim ağı, olmazsa olmaz türünden bir araçtır hepimiz için.

İletişim ve göz arasındaki bağlantıyı anlamanın en iyi yollarından birisi, görme özürlülerin “ağır özür grubu” olarak adlandırılmalarıyla bile sembolize edilebilinir. Düşünün ki; tekerlekli sandalyede hareket özgürlüğü olmayan bir kişi, görme özürlü arkadaşına göre şanslı grupta kabul ediliyor. Neden? Çünkü gözleri görüyor. Görme özürlüler yürüyebildikleri, koşabildikleri, konuşabildikleri ve diledikleri yere kimseye ihtiyacı olmadan gidebildikleri halde, ağır özür grubu içinde yer alıyorlar. Buradaki temel hareket noktası, ağırlıklı iletişim organlarının, yani gözlerinin ellerinde olmamasıdır.

Demek ki görmek, insanların birbirini tanıması, anlaması, özümsemesi, birbirlerini sindirmesi için son derece önemli bir süreç. Tam da bu nedenle görmeyen kişiler için hayat daha kaygılıdır. Görmeyen insanlar daha gergindir. Görmeyen insanlar, diğer insanlara karşı daha güvensiz davranabilir.

Tüm bunların internet aşklarıyla ne ilgisi var…?

Çok yakın bir ilgisi var sevgili okurlar…!

İnternet ilişkilerinde temel malzememiz klavyemiz ve tuşlarımız… iletişimin en önemli organı devrede yok… yani %80’lik yanımızı dışarıda bırakarak, geri kalan %20 tanıma payı ile karşımızdaki kişinin samimiyetini algılamaya ve hissetmeye çalışıyoruz.

…samimiyeti algılamaya ve hissetmeye çalışıyoruz da ne oluyor? Karşımızdaki kişinin %20’lık kısmına vakıf olabiliyoruz ancak…!

…peki %80’lık kısmı ne oluyor?

o kısmını bizim beynimiz kendisi dolduruyor.

Evet sevgili okurlar… tuşlarla kurulan iletişimde pek çok yan açıkta kalıyor ve… ve beyin geri kalan kısmını kendisi tamamlıyor.

Nasıl tamamlıyor peki…?

Tabii ki kendi istek ve beklentileri, kendi iç ihtiyaçları doğrultusunda tamamlıyor.

Beynin, karşıdaki kişiyi tanımaya çalışırken, kendi ihtiyaçlarından ve beklentilerinden yola çıkarak tamamlayıcı bir düzen içinde çalışması, son derece risklidir sevgili okurlar! Çünkü karşınızda, kendisi olan birini değil, tam da sizin olmasını istediğiniz kişi varmış gibi algılamaya başlarsınız.

Partneriniz, hoşunuza giden bir cümle söylediğinde, siz o cümleyi, hayalinizdeki eksiksiz ve muhteşem kişinin söylediğini düşünürsünüz. Ona eksikliği, noksanlığı, hatayı/yanlışı yakıştıramazsınız bile. Konuşmalarınız beyninizde köşe taşlarını oluşturur… boşlukları sizin hayalleriniz doldurur… tatlı bir cümleye, hoş bir ifadeye yakıştırılmış kusursuz bir insan tasarlamaya başlarsınız.

Ondan iyisi yoktur…! ondan anlayışlısı yeryüzüne gelmemiştir…! sizi ondan daha iyi kimse anlamıyordur…! o ve siz bir elmanın iki yarısı olmuşsunuzdur bile…!

Tüm bu rüya ne zaman sona erer…?

Evet bildiniz… büyük ihtimalle karşı karşıya geldiğinizde büyü bozulur. Zihninizde canlandırdığınız kişiden eser yoktur karşınızda. Sanki baktığınız, konuştuğunuz kişi o değildir. Oturması/kalkması, konuşması, yürümesi… hiçbir davranışı sizin istediğiniz veya beklediğiniz gibi çıkmamıştır. Hal böyle olunca da başlangıçtaki soruya uygun sonuçlar alınması da kaçınılmaz olur.

Dilerseniz özetleyeyim anlaşılması kolay olsun diye…

Soru neydi? İnternetteki aşkım beni görünce evlenmekten vazgeçti… bu saçma değil mi?

Cevap ne oldu? Yoo.. saçma değil… çünkü sizi hiç görmedi. Sizin bazı söz ve cümlelerinizden yola çıkarak beyninde, sizinle ilgili bir profil çizdi. O profilde eksik kalan yanları, hayalindeki erkek figürüne göre kendisi doldurdu. Sizinle karşı karşıya gelince de, “gerçek siz”le karşılaştı. Ama onun beynindeki siz ile gerçek siz arasında dağlar kadar fark vardı. Haklı olarak bu ikisinin aynı kişi olduğundan emin oluncaya kadar sizinle evlenmek istemeyecektir. Ona zaman tanımanız lazım… sanal olanla gerçek olanı aynı bedende birleştirebilsin diye…!

Sonuç ne olmalı? İnternet aşkı yaşayan herkesin kulağına küpe olsun… internetteki aşkınızın, gerçek hayattaki aşkınız olduğundan emin misiniz?

Aşık olduğunuz kişi, sizin beyninizde tasarladığınız, ihtiyaçlarınıza karşılık gelen sanal bir insandır yüksek ihtimalle… onu gerçek hayatınıza indirgemeden evlilik kararı almayın lütfen… onu görün… oturun… sohbet edin… birlikte bir şeyler yeyin… olay ve durumlar karşısında verdiği tepkilere şahit olun…

Aksi halde…? Aksi halde hayatınızın sonuna kadar pişman olacağınız tecrübelere şahit olursunuz…!

Sevgiyle kalın…

Mehtap Kayaoğlu

Reklamlar

Genclik Nasil Deger Kazanir??

Ey genç kardeşim ve zamanlarını hay huylu, ba­şıboş yaratıklar gibi boşluklar içinde geçiren sersem nefsim! Bu yaşa geldin, çocukluktan çıktın. Çocuk­lar var ki, sen onlardan gerisin. Sakallı çocuk olmak, bir insan için maskaralık, çirkinlik ve kötülük alametidir. Halbuki sana yakışan, senin taze ve şirin gençliğine yaraşan, hoplayıp zıplamayı bırakıp, ol­gun ve yüksek bir Müslüman namzedi olarak ilm-i îmana çalışmak, İslamiyet’in yüce bilgisiyle bilgin olmaya gayret etmektir. Allah’a ibadet ve itaat edip, namaz ve ibadete sarılıp, güzel gençliğini çirkinleş­tirmekten, gençlik günlerini boşu boşuna öldürmek­ten kurtulmaktır. Gençleri imana ve İslamî hayata heyecan ve aşkla teçhiz ve tezyin etmek gerekir. Gençlerde is­tiklal, istikamet, ahlakî güzellik ve yükseklik, terakkî ve tekamül, tefeyyüz ve tekemmül aşkını uyandır­mak elzemdir. Bize dinimizi, millet ve neslimizi, mazi ve müstakbelimizi sevmek, bizi ezelî ve ebedî bir gaye sahibi yapmak, bu mukaddes gaye uğrunda coşmak icabında ser verip sır vermemek, serden geçip dön­memek aşkını aşılamak gerektir. Biz biçare gençleri iman ve İslamiyet hizmet ve mes’uliyetine, hidemat-ı Kur’aniyeye (Kur’an hizmetlerine) yöneltebilmek; cesaret, şecaat, azim, sebat, sadakat, sabır ve taham­mül gibi yüksek seciye ve vasıflara sahip olma aşkı­nı zerk etmek lazımdır. Biz çaresiz gençleri tahkikî bir iman ve itikat kuvveti ile tahkim etmek, ancak ve ancak, yalnız ve yalnız, böylelikle bizleri ataletten, miskinlik ve uyuşukluktan, hercailik ve havailikten, gayesiz ve fıkdan-ı fikirden (fikirsizlikten) kurtaracak bir ikdam ve cehdle, hamle ve hareket verecek, ruhî buh­ranlardan kurtaracak bir mürşid-i ekmele, nur-u Kur’an’a bağlanmak aşkını telkin etmek, mübrem bir keyfiyettir.

(Alintidir)

Soru

Peygamberimize Mirac ta Cennet ve Cehennimin gösterildigi dogru mu? Peygamberimiz bu esnada Cehennemde en fazla kadınların olduğunu mu görmüş? Bunlara inanmamak hakkında ne soyleyebilirsiniz? Bunu (sahih) hadislerle ispat edebilir misiniz?

Cevabımız

Değerli Kardeşimiz;

İbnu Ömer (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: “Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) (bir bayram namazında kadınlar tarafına geçerek):

“Ey kadınlar cemaati! (Allah yolunda) sadakada bulunun, istiğfarı çok yapın. Zira ben siz kadınların cehennemde çoğunluğu teşkil ettiğini gördüm” buyurdular. Dinleyenlerden cesaretli bir kadın:

“Niye cehennemliklerin çoğunu kadınlar teşkil ediyor, neyimiz var?” diye sordu. Aleyhissalâtu vesselâm:

“Ağzınızdan kötü söz çıkıyor ve kocalarınıza karşı nankörlük ediyorsunuz. Aklı ve dini eksik olanlar arasında akıl sahibi erkeklere galebe çalan sizden başkasını görmedim!” dedi. O kadın tekrar:

“Ey Allah’ın Resulü! Aklı ve dini eksik ne demek?” diye sorunca Aleyhissalâtu vesselâm açıkladı:

“Aklı noksan tabiri, iki kadının şahitliğinin bir erkeğin şahitliğine denk olmasını ifade eder. Dinlerinin eksik olması tabiri de onların (hayız dönemlerinde) günlerce namaz kılmamalarını, Ramazan ayında oruç tutmamalarını ifade eder.” [Buhârî, Hayz 6, Zekat 44, İman 21, Küsûf 9, Nikah 88; Müslim, Küsûf 17, (907), İman 132, (79); Nesâî, Küsuf 17, (3, 147); Muvatta, Küsuf 2, (1, 187).]

Açıklama

1- Resûl-i Ekrem (aleyhissalâtu vesselâm), bu hadislerinde kadınları manen en ziyade ziyana atan fıtrî zaaflarına dikkat çekmektedir. En ziyade diyoruz çünkü cehennemdeki çokluklarının sebebi bu zaafa bağlanmaktadır. O zaaf da: Kötü sözü çabukça, çokça sarfetmeleri, kocalarına karşı nankörlükleri, erkeklerin aklını çelici olmaları. Erkekleri günaha attıkları için, sebep olmadan dolayı kendilerine mesuliyet gelmektedir.

2- Hadis, ilk nazarda, kadınlara karşı her zaman her yerde görülen hafife alıyor bir tavır taşıyor gibi gelebilir. Fakat aslında, bunu söylemek hadisteki inceliği kavramamak olur. Resulullah, kadınlarda tabii olarak mevcut, fakat farkında olamadıkları zaaflarını göstererek, şuurlu olarak o zaaflarının üzerine gidilmediği takdirde hasıl edecekleri zararın büyüklüğüne dikkat çekmiştir. Şöyle ki: Kadınlar annelik gibi, şefkat ve hissilik gerektiren bir vazife üzere yaratıldıkları için, birkısım hissiliklerde erkeklere nazaran daha üstündürler. Bu hissi güçlülüğün, beraberinde getirdiği yan zaaflar var. Bu zaaflar hususunda şuurlu olunmaz, irade ile yönlendirilmez ve tabii hallerine bırakılırsa sahibini zarara atıcı menfi tezahürleri olacaktır. Resulullah cehennemdeki sayı çokluğunun bu fıtrî zaaftan ileri geldiğini belirtmiştir.

Sözünü ettiğimiz fıtrî zaaf ayet-i kerime ile gündeme getirilmiştir: Onların şehadeti, birçok meselede erkeğin şehadetinin yarısına denktir: “…Erkeklerden iki şahid yapın. Eğer iki erkek bulunmazsa, o halde razı (ve doğruluğuna emin) olacağınız şahidlerden bir erkekle iki kadın (yeter. Bu suretle) kadınlardan biri unutursa öbürünün hatırlatması (kolay olur)…” (Bakara 282). Alimler, ayette geçen “biri unutursa diğerinin hatırlatması” ibaresinin, kadınların hadiseyi zabt yönüyle zayıf olduklarına delil olduğunu, Cenab-ı Hakk’ın bu ibare ile onların zaafına dikkat çektiğini söylerler. Mülk suresinde her şeyin gerçeğini, yaratanın bileceği belirtilir: اََ يَعْلَمُ مَنْ خَلَقَ “Yaratan mı bilmeyecek?” (Mülk 14).

Kadınların aklen nakıs olduklarını söylemek; onları levmetmek, kınamak veya onlara herhangi bir hakaret manası taşımaz. Çünkü bu, yaratılıştan gelen bir hususiyettir. Bunun zikri, o zaafın getireceği fitneye karşı uyarma, tedbirli olmaya çağırma gayesini güder. Nitekim, abdest sırasında hususi dikkat sarfedilmediği takdirde kuru kalma tehlikesine maruz olan ökçeler için Aleyhissalâtu vesselam “Ateşte yanacak o ökçelere yazık!” demiştir. Aslında sadece ökçeler değil, diğer abdest uzuvlarına da “ateşten yazık!” var. İyi yıkanmazlarsa. Bu “iyi yıkanma” riskinin acı neticesi, iyi yıkanmama tehlikesine en ziyade maruz olan ökçeler zikredilerek gündeme getirilmiş, dikkatlere arzedilmiştir.

Kadınlar, kendilerini çokça ateşe atan zaaflarından bîhaber olduklarını “Niye cehennemliklerin çoğunu kadınlar teşkil ediyor?” şeklindeki sorularıyla ortaya koymuş olmaktadır.

Dikkat çekeceğimiz bir incelik, hadiste kadınların aklen nakıs olmaları sebebiyle ateşle tehdit edilmemiş olmalarıdır. Ateş tehdidi, “kötü sözü çok yapmaları”, “kocalarına karşı küfranları”, “erkeklerin aklını çelici olmaları” sebebiyle yapılmıştır.

Aynı şey dinî noksanlık için de söylenebilir. Bu da fıtrî bir durumun neticesidir. Hayız halinde Allah’ın yasaklaması ile namaz kılmazlar, oruç tutmazlar, dolayısıyla bu hal dahi onlar hakkında bir levm, bir ayıplama tahkir ifade etmez. Kâmil ve nakıs olma işi nisbî bir durumdur. Ekmele nisbeten “kâmil” de noksan sayılır. Öyleyse hayız halinde namaz kılmayan kadın, kılana nisbetle dinen nakıstır. Burada şöyle bir soru akla gelir: Nasıl ki, hasta kimse, sağlıklı iken kıldığı nafilelerin sevabını, hastalık sebebiyle kılamasa da aynen aldığı gibi, hayızlı kadın da, Allah’ın emriyle, hayız müddetince kılmadığı namazın sevabını, kılmış gibi alabilir mi?

Nevevî bu soruya: “Zahire göre alamaz” diye cevap verir ve şöyle devam eder: “Hayızlı ile hasta arasında şu fark var; hasta kimse sağlıklı iken nafilelerini devam etmek niyetiyle yapmakta idi, hayızlı böyle değildir.”

3- Hadiste mevcut bazı faydalar:

1) Kadınların bayramlarda musallaya çıkmaları meşrudur.
2) İmam, halka sadaka verme emrinde bulunabilir.
3) Kadınlar namazgâhta hususi bir kısımda bulunabilir.
4) İmam kadınlara hususi va’z edebilir.
5) Nimetin inkarı haramdır.
6) Kötü sözü (lanet, beddua, kehanet, kırıcı kelam..) çokça kullanmak da haramdır. Nevevî bu hadise dayanarak nankörlük ve kaba sözlülüğü kebairden saymıştır.
7) Lanet yani Allah’ın rahmetinden uzak olmasını temenni etmek, muayyen bir şahıs hakkında ise caiz değildir.
8 ) Dinden çıkarmayan bir kısım günahlar hakkında “küfür” kelimesini kullanmak caizdir. Bu kullanış tağliz ve korkutma gayesini güder. Bu çeşit tağliz (ağır sözlerle caydırma) işi, hadislerde bazan imanın nefyi ile yapılmıştır.
9) Nasihatta, reddedilen, ayıplanan vasfın izalesi için, ağır tabirler kullanılabilir (tağliz). Ancak bunun belli bir şahsa tevcih edilmemesi gerekir.
10) Sadaka azabı defeder, kullar arasındaki günahlara kefaret olur.
11) Akıl, ziyadenoksan kabul eder. Herkesin aklı eşit değildir. Bunu, kadınlar hakkında kabul etmenin, onlara bir levm olmadığını az yukarıda belirttik. Azab da akıl noksanlığına değil, küfran, kötü söz, insanların aklını çelme gibi davranışlara terettüp etmektedir.
12) Dinin noksanlığı sadece günah hasıl eden davranışlardan ileri gelmez. Dinin noksan oluşu, (Nevevî’ye göre) izafi bir haldir.
13) Talebe hocasına, tabi olan metbuuna (tabi olduğu amirine) anlamadığı şeyi sorabilir, itiraz edebilir.
14) Hadis Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)’ın yüce ahlakını, müsamahasını, insanlara karşı rıfk ve mülayemetini de göstermektedir.

Prof. Dr. İbrahim Canan
Selam ve dua ile…
Sorularla İslamiyet Editör