Category: Genclik Ve Sorunlari


Genclere “HAYA” Yakısır..!!

Allah Resulu (sav) Ensar’dan bir kişinin yanından geçerken, onun kardeşini utanmaktan vazgeçirmeye çalıştığını gördü. “Onu kendi haline bırak; çünkü haya imandandır!” buyurdu.

Haya mümin ahlâkıdır. Edep, kulluk ve tüm güzellikler haya ile gelir. Şimdilerde anne-babasının, öğretmeninin yanında bacak bacak üstüne atabilen, uzanabilen, kendinden büyüklerin huzurunda hiç çekinmeden sigara içebilen gençlik, haya duygusundan yoksun olduğu için bu halde.

Eskiden bir şarkıyı güftesindeki bazı uygunsuz cümlelerden ötürü reddederken şimdi güftesi bir uçtan bir uca ahlâksız, klibi tamamıyla müstehcen şarkıları çocuğumuzun dilinde duyduğumuzda “Ne güzel de sesi varmış benim yavrumun!” demekle yetiniyoruz.

Genç kızımız ve oğlumuzla beraber izlediğimiz dizilerde hoşumuza gitmeyen bir bölüm olursa zaplayıp, bir müddet sonra aynı kanala dönerek eğlencemizden ödün vermiyoruz. Eğlence, espri, popüler kültür derken çoğalan eksilerimizin arasında çocuklarımıza “haya”dan bahsetmek aklımıza çoğu kez gelmeyebiliyor.

“Rasulullah, perdenin arkasındaki bir genç kızdan daha fazla haya sahibiydi”

Gençlere haya duygusunu aşılayabilmenin en güzel yolu yaşayarak göstermektir. Onlara bu konuda öncelikle büyükler örnek olmaya çalışmalı. Eğer kendimiz örnek olmada yetersiz kalıyorsak, onları örnek alabilecekleri şahsiyetlerle tanıştırmayı ihmal etmemeliyiz. Bu şahsiyetlerin ilki Efendimiz (sav) olmalı. Gençleri, alemlere rahmet olarak gönderilen Efendimiz’deki (sav) zirve ahlâkın izlerini sürmeye teşvik etmeliyiz. Ebu Said el-Hudri’nin (r.a) ifade ettiğine göre Allah Resulu (sav), perdenin arkasındaki bir genç kızdan daha fazla haya sahibiydi. O’nun gençlik çağında, Arap yarımadası hayasızlıklarla dolu bir görüntü arzetse de Efendimiz (sav) cahiliye âdetlerinden uzak kalmış ve ömrünü, hususiyetle gençlik dönemini, eşine az rastlanır haya örnekleriyle süslemiştir. O’nun gençliğinde halk Kâbe’yi çıplak bir şekilde tavaf etmeyi âdet edinmişken Efendimiz (sav), gerek tavafta gerek sair vakitlerde hiçbir zaman böyle bir tutuma yeltenmedi. Kötülüklerin yer aldığı meclislere gitmekten haya etmiş, çirkinliklerden bahsetmemeye özen göstermişti. Efendimiz (sav), haya hakkında en güzel öğüdü ashabına şöyle ifade buyurmuştur: “Haya insan için zinettir…”

Haya duygusu, yanlıştan uzaklaştırır

Gençlere haya duygusunu anlatırken Allah’tan (c.c) utanmanın önemine değinmeyi ihmal etmemeliyiz. Çünkü Allah’tan utanmak, hayanın hem kökü ve hem de meyvesi mesabesindedir. Allah’tan utanan bir kul, o utancı sayesinde insanlardan da haya eder. Allah’a karşı duyduğu haya hissiyle dini müeyyidelere tâbi olur.

Bir gün İbn-i Ömer koyun otlatmakta olan bir çocuğun yanına giderek koyunlardan birini kendisine satmasını ister. Çocuk, satamayacağını çünkü koyunların kendisine ait olmadığını söyler. İbn-i Ömer, “Sahibine, ‘Koyunu kurt yedi!’ dersin. Böylece para da cebinde kalır” der. Çocuğun cevabı kendisindeki güzel ahlakı yansıtır: “Sahibime ‘kurt yedi!’ diyeceğim. Peki söyle bana, Allah (c.c) bunu görmeyecek mi!…”

Haya duygusu kişiyi yanlış işlerden alıkoyar. Efendimiz (sav), “Utanmıyorsan dilediğini yap!” buyururken, insanın fıtratında bulunan haya hissinin nasıl kuvvetli bir otokontrol sistemi olduğuna dikkat çeker. Hayanın sembolleştiği Peygamberlerden biri olan Yusuf Aleyhisselam, ona yaklaşmayı arzu ettiğinde odadaki putun üzerini örten Züleyha’ya neden böyle yaptığını sormuştu. “Puttan utandığım için” demişti Züleyha. Yusuf Peygamber’in sözleri manidardı: “Sen sahte olan ilahından haya ediyorsun, ya ben Rabbim’den nasıl utanmam!”

Utanma duygusuna sahip gençlerimize her zamankinden daha çok muhtaç durumdayız. Çünkü haya eden bir genç, ne ebeveyninin ne de kanunların ikazına ihtiyaç duyar. Hayası onu kötülüklerden uzak durmaya sevk eder.

Gençlerle İyi İletişim İçin Öneriler

-Sizler erişkin ve yetişkin kuşak olarak, önce gencin bir insan olduğunu kabul edin,

-Ona sevgi ve saygı gösterdiğinizi belirtin.

-Gençlik çağına özgü biyolojik, ruhsal ve toplumsal değişme ve gelişmeleri, bunların gencin davranışına ne biçimde yansıdığını bilip tanıyın.

-Gençlik çağının fırtınalı ve zor bir dönem olduğunu göz önünde tutun.

-Gencin duygusal değişiklikleri ve düşlemlerinden kaynaklanan davranışları karşısında serin-kanlı olun; kırıcı, sert, yıkıcı davranışlarda bulunmayın.

-Genci denetlemek, engellemek yada ödün, ödül vermek için tutarlı davranın, kimi kez ödüle değer bulduğunuz bir davranışını başka bir zaman kötüleyip yermekten kaçının.

-Gencin yaşamına, giyinişine, süslenmesine ilişkin karar alırken gençle konuşun, onun düşünce ve önerilerine anlayış ve saygı gösterin.

-Aile ve evle ilgili konularda ve sorunlarda gencinde düşünce ve önerilerini alın, onunla konuşup tartışmaktan kaçınmayın.

-Konuşma ve tartışmalar sırasında gencin doğru düşündüğü, gerçeği bulup söylediği durumlarda ona hak verin, düşünce ve önerisini gerçekleştirmek için yardımcı olun.

-Gençlerle yapılan konuşma ve tartışmaları onları korkutarak ve yıldırarak kesmeyin.

-Gencin tutum ve davranışlarına biçim ve yön verirken “benim gençliğimde” diye başlayan konuşma ve öğütlerden kaçının.

-Gence bol bol öğüt vermek yerine örnek davranışları yapın yada bulup gösterin.

Zamanımızda çocuk yetiştirmenin zorlukları, her anne-babanın farkında olduğu bir gerçek sanıyorum…
Öyle ki bu durum; yetiştirdiğiniz çocuk kız çocuğuysa çok da zor oluyor… Neden mi?
Çünkü gazetelerin… 3. sayfalarını son günlerde ne yazık ki şu tarz haberler süslüyor;
“12 yaşı…ndaki kız internette tanıştığı adama kaçtı.”
“Edirne’de cinsel ilişki yaşarken görüntülenen liseli kızın fotoğrafları…”
Ve günlerdir Mardin’den Sivas’a kadar Türkiye’nin dört bir yanından 12 -13 yaşında küçük kızlara tecavüz haberleri…
“Madalyonun bir yüzünde ağzı salyalı sübyancılar var muhakkak” diyor Can Dündar, okuduğunuzda dehşete düştüğünüz yazısında… “Peki diğer yüzünde? Alttan alta inanılmaz bir “ergen ihtilali” yaşadığımızın farkında mısınız?” diyerek anne-babalara çağrıda bulunuyor…
“Ergen ihtilali de nedir?” demeyin! Aslında içten içe her birimiz farkındayız gençliğin bugün geldiği durumun… Ve her birimiz “belki sesimizi çıkarmazsak, dillendirmezsek, yok sayarız” mantığıyla susuyoruz!
Oysaki lise mezuniyet balosu adı altında yapılan kutlamalarda, ağır makyajlı, yüksek topuklu, derin dekolteli, 17 yaşında olduğuna zor inanacağınız, o gencecik kızlar bizim ülkemizin bağrında yaşıyor!
Biriktirdiği 3-5 kuruşla ailelerinden gizli estetik cerrahlara koşup, televizyonda ona “bunun gibi olursan güzelsin!” diye empoze edilen kadınlarınki gibi dudaklar, kalçalar isteyen de bizim kızlarımız…
Ve maalesef henüz 13’ünde kürtaj için gizlice kliniklere koşanlar da…

Genelde üst gelir grubundan hastaları bulunan bir jinekologun gözlemleri ise insanı dehşete düşürüyor…”Genç nüfusta müthiş bir uyanma var” diyor jinekolog. 17 – 18 yaşlarında lise öğrencilerinin kürtaj için başvurduğunu söylüyor ve bazı gözlemlerini aktarıyor: Batı’da ergenlik yaşı 16 – 17’den 11 – 12’ye geriledi. Amerika’da 10 yaşa kadar düştü. Genç kızlar annelerinden çok daha erken adet görüyor artık…
Bunun, iklimden beslenmeye kadar pek çok nedeni olabilir ama en önemli nedenlerinden biri “psiko – seksüel uyarımın artması”… Yani, okulda, çevrede ve özellikle de medyada cinsel teşhirin yaygınlaşması…
Anneleri mi? Onlar da kızlarının ponponlu çorapları ve lastik ayakkabılarıyla genç görünme çabasında…
Küçükler büyük, büyükler küçük görünmek için yarışıyor adeta… “
Peki, bu tablonun sorumlusu kim?
Gençleri bu yozlaşma batağının ortasına hızla çeken medya mı, yoksa bütün bu yanlışlara karşı dur demeyen biz anne-babalar mı?!
Suçlu kim siz karar verin…
Ama artık bir şeyleri düzeltebilmek için harekete geçin! Nasıl mı?
Her şeyden önce yapılması gereken en önemli şey; beyin faaliyetlerinin, dini inanışların itibar kazandığı bir ülke ve kalbinde Allah korkusu olan gençler yetiştirebilmek için elimizden geleni yapmak…
Kendimizi durmadan eğitmek, eğitmek… Çünkü ancak bilinçli anne-babalar bilinçli nesiller yetiştirebilirler!
Can Dündar’ın dediği gibi;“İyi bir kalça sahibi olmanın, iyi bir kafa sahibi olmaktan daha fazla prim yaptığı bir ülkede, hiçbir şey daha iyiye gitmez…”


Hatice Kübra Tongar