“Anılmaya değer bir hayat sürmek ve erdemli bir insan olmak, bize çeşitli vesilelerle dayatılan ‘herkes’ ya da ‘hiç kimse’ olmayı bilinçli bir şekilde reddetmekle başlar.” Ali Değirmenci’nin bu sözü bana “insan bir”i hatırlattı.
“İnsan bir” ayeti, “anılmaya değer bir şey bile değilken” anıldığını hatırlatır insana. Yoktan yaratılış, Yaradan’ın hatırlamaya bile değer olmayanın hatırını saymasıdır. “Hatırlamaz mı insan, bir zamanlar hatırlamaya değer bir şey bile olmadığını?” diye hatırlatır ayet. Sonra da, hatırlanmaya değer olmadığımız halden hatırı bilinir hallere geçişimizi basamak basamak anlatır:
“Gerçek şu ki, biz insanı katışık bir nutfeden yarattık; sınayalım diye, kendisini işitir ve görür kıldık. Ona yolu gösterdik; ister [hatırlandığını minnetle hatırlar] şükreder ister [hatırlandığını bile hatırlamaz, hatırını herkesten önce sayanı unutur] nankörlük eder.”
“İnsan bir”in kendisine şimdi burada muhatap oluşumuz da, “herkes gibi” olmaktan “hiç kimse” sayılmaktan kurtarır bizi. Çünkü “herkes” “Söz”e muhatap seçilmez. “Hiç kimse” sayıldığını sananlar, vahye muhatap olmaz.
İnkârda ısrar, yaratıldıktan sonra da, “herkes gibi” sayılacağımız sistematik bir aşağılanmaya maruz bırakıyor bizi. Yeryüzünde tesadüfi bir özensizliğe atfediyor varlığımızı. Varlığımızı “gövde”ye indirgiyor, et kemikten ibaret sayıyor. Ağırlandığımızı unutturuyor bize. “Hiç kimse” olmayı bilinçli olarak kabullendiriyor. “Hiç kimse”yiz; yeryüzünü misafirhane kabul etmeyenlerin gözünde. “Hiç kimse” olmaya adayız sonsuza dek dünyayı bir ahiretin beklediğine kanaat etmeyen gafillerin gözünde…
“İnsan bir”i düşünüyorsan şu anda, “herkes gibi” ve “hiç kimse” sayılmana itiraz ediyorsun! Hatırın sayılıyor hâlâ ki, yol gösteriliyor sana. Hatırın sayılıyor ki, hatır bilenlerden olman bekleniyor. Zorla değil; istersen… Gönlünden koparsa…

Reklamlar