Beni sevdiğime vermediler

Ben 20 yaşındayım, sevdiğim kişi 34. Ailem yaş farkımızdan dolayı evlenmemize izin vermedi. Maneviyatım zayıfladı, kötü bir iş yapmaktan korkuyorum. (Rumuz: Yasemin)
Haklısınız, aşk ferman dinlemez, sevgi engel tanımaz. İnsanın gecesi gündüzü altüst olur. Aklına, hayaline kötü şeyler getirir

Bu yaşlar böyle anaforların yaşandığı, “gel git”lerin yoğunlaştığı yıllardır. Duygular ön plandadır, hisler, hevesler aklı geriye atar, düşünce melekesi susar.

Oysa hayatın gerçekleri vardır. Bazen sizin dediğiniz olur, bazen de ailenizin. Siz sadece yaş farkını düşünüyorsunuz, acaba ailenizin çekinceleri nelerdir?

Bu arada yaş farkı, çok fazla olmasa da az da değildir. Bunu hayatî sorun olarak görmeyin, maneviyatınız yıpratan bir sebep olarak değerlendirmeyin. Şeytan aklınıza kötü düşünceler getirmesin.

Daha çok gençsiniz, hayatınızın baharındasınız, önünüzde ümit dolu bir gelecek var. Bu durumu bir sınav olarak görün, başka sınavlara hazırlanın. “Hakkımda hayırlı değilmiş” deyin, Allah’tan ümidinizi kesmeyin.

Nefsime yenik düşüyorum

Kitaplarınızı zevkle okuyorum. Ben nefsimi yenemiyorum. “Bir daha yapmayacağım” diye alışkanlıklarımdan dolayı tövbe ediyorum. Fakat iki üç gün sonra aynısını yapıyorum. “Nefsimi açlıkla terbiye edeyim” dedim, bu sefer de açlığa dayanamadım. Nefsime uyduğum için dinimi yaşayamıyorum. Neler tavsiye edersiniz? (Rumuz: Hasan)

Önce küçük bir hikâye…

Gözünüzün önünde bir darağacı kurulmuş. Hemen yanında da büyük ikramiye biletleri satan bir piyango dairesi var. On kişi ister istemez oraya çağrılacaklar. Çağırma zamanı gizli olduğundan, her dakika ya “Gel, idam biletini al, darağacına çık” diyecekler yahut “Gel, milyonlar kazandıran bir ikramiye bileti sana çıkmış, al” demelerini bekliyorsunuz.

Birden kapıya iki kişi geldi. Biri yarı çıplak, güzel ve aldatıcı bir kadın, elinde görünüşte çok tatlı, fakat zehirli bir helva var, yedirmek istiyor. Diğeri de ciddi bir adam o kadının arkasından girdi. Dedi ki:

“Size bir tılsım, bir ders getirdim. Bunu okusanız, o helvayı yemezseniz, darağacından kurtulursunuz, ikramiye biletini alırsınız.”

“Bu darağacını görüyorsunuz, bal yiyenler oraya giriyorlar. Oraya girinceye kadar o helvanın zehrinden dehşetli sancı çekiyorlar.”

O büyük ikramiye biletini alanları her ne kadar o darağacına çıktıklarını görseniz de onların asılmadıklarını, oradan kolayca ikramiye dairesine girmek için orayı basamak yaptıklarını milyonlarca insan haber veriyor.

İşte pencerelerden bakınız. En büyük memurlar ve bu işle ilgilenen büyük insanlar yüksek sesle haber veriyor, diyorlar ki:

“O darağacına gidenleri gördüğünüz gibi, bu ikramiye biletlerini tılsımcıların aldıklarını, hiç şüphesiz gündüz gibi kesin olarak bilin’ dedi.”

Zehirli bala yanaşmayın

Bu hikâyede geçtiği gibi zehirli bir bal hükmünde olan meşru olmayan ve gençlik yıllarında tadılan zevkler ve lezzetler ebedi hazinenin ve sonsuz saadetin bileti ve belgesi olan imanı kaybettirdiği için, darağacı hükmünde olan ölüme ve sonsuz bir karanlık kapısı olan kabir musibetine düşer.

Ecel gizli olduğu için genç, ihtiyar fark etmeyerek, her vakit “ecel cellâdı” başını kesmek için gelebilir. Eğer o zehirli bal gibi olan meşru olmayan lezzetleri terk edip, birer Kur’ân tılsımı olan imanı ve farzları elde etse, kader piyangosundan çıkan ebedi saadet hazinesinin biletini alır. Bunu 124 bin peygamber, sayıya gelmeyen milyonlarca evliya ve ulema haber veriyor.

Evet, gençlik gidecek. Günahta gitmişse, hem dünyada, hem de âhirette binlerce belâ ve acılar verir. Bu şekilde hayatlarını israf eden gençler evhamlı hastalıkla hastanelere ve taşkınlıklarla hapishanelere ve manevi acılardan gelen sıkıntılarla meyhanelere düşeceklerini anlamak istersen, hastanelerden, hapishanelerden ve kabristanlardan sorun. (Gençlik Rehberi’nden)

Demek ki, nefsi dizginlemek için sağlam bir imanı elde etmek, imanı korumak için de farz ibadetleri zamanında yapmak gerekiyor.

Mehmet PAKSU
Bugün Gazetesi

Reklamlar