EY DİKENE GÜL LİBASI İHSAN EYLEYEN

Ey Allahım, senin vuslatını umarak ölmek hoştur. Fakat ayrılığının acısı ateşin üstündedir. Kafir bile cehennemde “Bana bir baksaydın, cehennemde olduğuma gam mı çekerdim?” deyip durur. Çünkü o bakış, bütün eziyetleri tatlılaştırır, büyücülerin el ve ayaklarının kan diyetidir o bakış.
Ey her ağyarı yar eden, ey dikene gül libası ihsan eyleyen!
Toprağımızı ikinci defa olarak yine süz de “hiçbir şey” olmayanı yine “bir şey” haline getir! Bu duayı da önce sen emrettin, yoksa bir toprak parçasında sana dua etmeye kudret mi olurdu?

Ey hikmetine hayran olduğum Rabbim, madem ki dua etmemizi emrettin, bu emrettiğin duayı sen kabul et. (Mesnevi, Hz. Mevlana)

MÜRŞİD-İ KAMİL

“Evliyanın üzerine Allah muhabbetinin kokusu sinmiş. Onun yanında duran, onun kokusunu alınca evliyadan ayrılmıyor. Mıknatısın; demiri, çiviyi çektiği gibi… Nereye giderse gitsin arkasında bir sürü insan oluyor. O insanların soracağı bir soru bile olmuyor. Ama elinde değil. Allah dostu onu çekiyor; mıknatıs gibi.” (Yar ile Şimdi, Dr. Ahmet Çağıl)

MERHAMET İÇİNDE HAYAT KAYNAYAN BİR KAZAN!

Merhum Necip Fazıl’ın Reis Bey adlı üç perdelik tiyatro eserinde bir ağır ceza hakiminin yaşadığı büyük manevi sarsıntıdan sonra “merhamet” üzerine yaptığı içsel serzeniş, şu sözlerle muhataplarına iletilir: “Üzerimde hakkı olmayan tek insan göremiyorum bu dünyada. Benim anlayışıma göre her fert, başı ucuna, ‘Suçlu benim, herkes suçsuz!’ levhasını asmalıdır. Merhamet, harikulade bir şey, içinde hayat kaynayan kazan…

Gökler merhamet dolu… Yağmurun yalnız suyunu toplayabiliyoruz; ruhundan uzağız! Halbuki ne güzel isim koymuşlar ona: Rahmet… Alem bu temel üzerinde… Eğer toprağa, tohuma, hatta kire, lekeye merhamet olmasaydı, su olur muydu? Rengi rahmet, sesi merhamet, pırıltılı, şırıltılı, su…

Ne duruyorsunuz? Sökün sahte su borularını, ev ev merhamet şebekesini kurun! Tepelerdeki çatıları da yıkın, göklerle temasa geçin! O zaman göreceksiniz ki, acı su borularından kendi kendine tatlı su akacak ve başlar üstünde güneşe yol veren kubbeler yükselecek…”

MEVLA’YI ÖZLEYEN GÖNÜLLER…

Hüzün dalgası çarptıysa bir insanın yüreğine, ya Mevla’sını özlemiştir ya da Mevla’sı onu.
Mevla’yı özleyen gönül ya hüznü bekler ya da hüzündedir.
Bela ve gamlar Mevla’nın sevdiklerine gösterdiği kamçıdır, vurdukça kendine çeker…
(İmam Rabbani (k.s)

AMELLERİ ALLAH’IN HUZURUNA GÖTÜRMENİN EN KISA YOLUDUR EVLİLİK

Bir abid, hanımı ölünceye kadar ona güzelce bakar. Hanımının ölümünden sonra kendisine evlenme teklifi yapılınca bundan kaçınır ve şöyle der: “Yalnızlık, benim kalbimin istirahatı ve dağınık dertlerimin toparlanması için daha hayırlıdır.” Sonra şöyle bir rüya görür: “Eşimi vefatından bir hafta sonra rüyamda gördüm. Sanki göklerin kapıları açıldı. Sanki bazı kimseler göklerden indiler ve havada birbirlerini takip ederek yürüdüler. Onlardan her inen, bana bakarak kendisini takip edene, ‘İşte uğursuz adam budur!’ diyordu. Arkadan gelen de onu tasdik ediyordu. Üçüncüsü de böyle dedi, dördüncüsü kendisini tasdik etti. Bu durumdan ürktüm ve sormaktan korktum. Bekledim, nihayet sonuncusu yanımdan geçti. Sonuncusu bir gençti ve ona; ‘İşaret ettiğiniz uğursuz kimdir?’ diye sorunca ‘sensin’ cevabını aldım. Niçin uğrusuz olduğumu da şu sözleriyle açıklar: ‘Biz, daha önce senin amellerini Allah yolunda cihat edenlerin amelleriyle Allah’ın huzuruna kaldırıp götürürdük. Oysa bir haftadan beri cihattan geri kalanların amelleriyle birlikte götürmemiz emredildi. Senin ne yaptığını elbette bilemeyiz!’ Bu rüyayı bir arkadaşıma anlattım ve beni hemen evlendirmelerini istedim!”
(İhya-u Ulumiddin, İmam Gazali)

Reklamlar