Şapkalı adam,bak sana doğru hızlıca yürüyor..ama yok yanından geçti gitti. Ya şu karşı kaldırımdan bu tarafa geçen bayan, o da mı değil?
Peki şu mavi parkalı çocuk, bak sana bakıyor değil mi? O da mı yabancı sana?
Hayır hiçbirini tanımıyorsun,hiç biri seni tanımıyor. Tanımak ne kelime ismini bile bilmiyorlar. Hatta ilk kez görmüşlerdir seni.
Hergün şehrin üstünden geçen bulutlar gibi; birbirinden hep farklı şekillerdeki pamuksu bulutlar.
Yalnızsın işte kabul et, kimse yok seni tanıyan ismini bilen kim olduğundan haberdar. Hangi okuldan mezun, hangi okulda okumayı isterdin bilen yok.Ne yapmayı seversin boş kaldığın zamanlar? Ya da en çok hangi müziği dinlemek dinlendirir seni, alıp başka dünyalara götürür birkaç dakika? Hayır bunuda bilmiyor hiçbiri bu insanların. İyi ama nasıl yalnız olabilirsin bu kadar kalabalık arasında. Sahi senin hayallerinden de habersizler değil mi. Hayallerin gözyüzünde nerde bekliyordur seni onu tahmin bile edemezler oysa. Üzülüyorum bu haline,onca insanın arasında yalnızsın. Bir itip kakanın bile yok baksana. Sanki hayaletsin bu koca şehirde, sanki ruhun varda bedenin yok şuan burda. Bu yürüyen sen değil gibisin,bu adım senin adımların değil sanki. Ama yok baksana senle aynı kaldırımda yürüyenlerin karşıdan gelenleri sana çarpmamak ve yollarına devam etmek için tam karşına geldikleri sırada hemen sağa yada sola manevra yapıyorlar. Hatta kiminin ceketi, kiminin parkası, kabanı senin paltona sürtünüyor bir saniyeden kısa bi süre. Demek ki senin bedenin yerinde yani hayalette değilsin. İyi ama hala yalnız gibisin, üzülüyorum gerçekten inan bana. Kendini yalnız hissetmek bu kadar kalabalık arasında daha zor değil mi? Neden susuyorsun, neden hiç konuşmuyorsun? Haklısın gevezelik ediyorum,sonrada niye susuyorsun diyorum,hıh ne budalayım. Kusura bakma senin yalnızlığına kapılıp gitmişim. Ama haksız mıyım baksana,onca insan arasında bi selam veren var mı? Halini hatrını soran, nasılsın iyi misin diyen? İyilikten insanlıktan ne anlar bunlar, varsa yoksa kendileri. Yahu kusura bakma, niye susuyorsun dedim hala ben konuşuyorum. Hadi ama gül biraz sende,biliyorum çok konuştum. Eve gelmişiz baksana bi çırpıda.Yalnızlığını saklayan mekanın burası oldu her zaman. Akşamları yanan ışığın pencerene yansımasını,yoldan geçerken bir ihtimal başını kaldırıp görenler, içinde bir yalnız yaşıyor demezlerdi en azından.
Neyse, susuyorum demiştim değil mi tamam hatırladım tamam. Nasılsa gece uyumak için başını yastığa koyduğunda yine misafir oluyorum sana. Farkındayım uyutmuyorum seni, kah şimdilerden kah eskilerden bir sürü şeyi aynı anda sokuyorum aklının en ucra köşesine. Ama ne yapayım benim uykum gelmiyor hiç, laflıyorum öyle. Ancak sen uyumayı başarabilirsen bende çekiliyorum karanlıkta bir kuytuya.
Ne yani hiç yaklaşmayım mı yanına bi daha bunu mu demek istiyorsun!
Bak o zaman bi daha geri dönmem istesende, bi daha hatırlatıp yeni projeler üretmem zihninde. Peki sen bilirsin; madem yalnızlığa alıştım diyorsun gidiyorum. Unutma yalnızlık yanında kimsenin olmaması değil, ya da yanındakilerin seni anlamamasıda değil. Asıl yalnızlık kendini yalnız bırakmanla başlar.
Ben içindeki sesim; gidişimle, sen varolalı neyin varsa içinde alıp götürüyorum. Çocukluğundan tutta; hayallerin, umutların, neşelerin, eskide resimlediğin anıların, sevdiklerin ve hatta korkuların bile.. evet korkuların bile benimle birlikte gider senden, onu bile özlersin göreceksin.
Ve yalnızlığın, bu karanlık gece kadar sessiz ve sonsuz kalır.
***
“Söyle yalnızlığım; peki sen konuşur musun benimle?”

Reklamlar