Her görenin âşık olduğu, aklını kaybettiği bir kız vardı. Yanağı kafur gibi bembeyaz, saçları misk ile simsiyah. Dudağının lezzetini bilseydi, şeker, erir yok olurdu. Bu dilber bahçelerde gezinirken oralardan bir derviş geçti. Bir ekmekçinin acıyıp verdiği yarım somun tutuyordu elinde. O ay yüzlüyü görünce ekmeği elinden düşüverdi. Kız bu hale gülüp geçti. Kızın gülüşü dervişin elindeki yarım ekmek gibi bedenindeki yarım canı da yere çaldı. O andan itibaren ne gecesi, ne gündüzü kaldı. Tam yedi yıl yanıp yakıldı, ağlayıp inledi. Kızın mahallesinden hiç ayrılamadı, evinin çevresinde dönüp durdu. Yoksulun bu hali kızın akrabalarını rahatsız etti ve bir gece sessizce ortadan kaldırmayı düşündüler. O dilber biraz insaflıydı, gizlice yoksul dervişi çağırıp “-Git buralardan,” dedi, “elde edemeyeceğin bir şey için kapımda bekleme. Canına kast edecekler, durma kaç!” O zaman derviş ağladı ve ilk kez içini döktü kıza:

-Bencileyin bin âşıkın canı senin cemaline feda olsun. Ben canımı seni ilk gördüğüm an kaybetmiştim, şimdi bir can için seni terk eder miyim sanıyorsun. Yalnız meraktayım, madem bana hiç acımayacaktın, neden o zaman bana gülmüştün!

-A ahmak derviş, dedi kız, a hünersiz zavallı, sen hiç kendine bakıyor musun? Gerçekten gülünecek bir suratın var, insan sana bakınca elbette gülesi geliyor.

Derviş bir nara atıp bayıldı. Kendine geldiğinde ise, “Aşk sevilen için bir hiç ise de, seven için heptir; aşkımdan geçecek değilim!” diyerek yedi gece daha oralarda dolandı, sonra onu hiç kimsecikler bir daha görmedi.

Berceste

Ne bilir okumayan Mushaf-ı hüsnün şerhin

Yere gökten ne için indiğini Kur’an’ın

Fuzuli

Ey sevgili!.. Senin güzellik kitabının şerhini okumayan kişi Kur’an-ı Kerîm’in gökten yere niçin indirildiğini nereden bilsin?!..

İskender Pala

Reklamlar