Günlerden bir gün, bir delikanli yolda yürürken, karşısına iki dagin arasinda asma bir köprü çikar.
Köprüye gelen genç köprünün sallanmasi hosuna gittigi için Türkü söyleye söyleye köprüyü geçer.
Arkasindan da eli bastonlu bir ihtiyar gelir.
Köprüye gelince, köprünün sallanmasindan dolayi ihtiyar:
“Aman Ya Rabbi, sen bilirsin, su köprüyü sag selamet geçeyim. Yardimini esirgeme” diye dua etmeye baslar.
Ama tam köprünün ortasindayken.
Köprünün ipleri kopar ve adam asagida akmakta olan irmaga düserek ölür.
Hem gencin, hem de ihtiyarin basindan geçenlere sahit olan bir ehl-i Hak Allah’a niyaz eder.
Der ki: “Ya Rabbi hikmetinden sual olunmaz.
Amaönden giden genç pek kabadayi bir sekilde geçti.
Türkü söyleyesöyleye. Arkadan gelen ise seni çok andi, zikretti. Biriniciyi düsürmedin de ikinciyi düsürdün.
Neden?” diye sorar. Gökten bir nida gelir: “Önde giden genç, köprüye gelene kadar beni hiç unutmadi.
Hep beni andi. Ben de onu köprüde unutmadim. Arkadan gelen ise köprüye gelene kadar beni unuttu, hatirlamadi.
Ben de onu köprüde hatirlamadim”…

Bu menkibe, gerçek midir, gerçekleş midir bilmiyorum. Ama bize verdigi bir mesaj var.
Yüce Allah kitabinda “beni anin ben de sizi anayim” buyuruyor.
İs onu köprüye gelmeden anmakta.
Köprüye geldikten sonra anmak ise yaramayabilir.
Yani basimiz derde düsmeden Allah’i anmaliyiz, hatirlamaliyiz ki,
basimiz derde düstügünde de ondan yardim isteyecek yüzümüz olsun!

( alıntı )

Reklamlar